MUZO İLE REMO
Yıl 1989.Hiçbir önemi olmayan,tarih kayıtlarında ayrıntısı bile olmayan bir yıl.Kozluk’un şirin bir köyünde!bir hazan mevsimi kuşluk vaktinde iki çift göz açılır dünyaya.Nurtopu gibi demeye dili varmamıştır ebelerinin.Babaların bu merakı sadece yavrularını görene kadar devam etmiştir.Ebe haklıdır ancak şaşkınlığı kısa sürede atarlar üzerlerinden.Ne olursa olsun sevinmeleri gerekirdi.Zira çocukların ikisi de erkekti ve erkek babası olmak şerefti.
İki bebeğin ortak bir kaderi paylaşacağı,aynı anda dünyaya gelişlerini duyan ilim erbabının ortak kanaatidir.Birine içinde bulundukları mübarek ayın hürmetine Ramazan,diğerine de öylesine Muzaffer adı verilir.Bu isimler sokağa çıkma çağına dek aslını korumuş,iki yaşından itibaren kendilerini köy meydanına atan Muzaffer ve Ramazan Muzo ve Remo oluvermiştir aniden.
Bir poşet tatlı mı versem alırsın yoksa bir poşet para mı?sorusunun sıkça sorulduğu çağda iken diğer tüm akranları çocuk saflığıyla tatlıyı seçerken onlar paranın önemini çoktan kavramışlardı.Kimi zaman dengeyi şaşırıp bir poşet tatlıya karşılık bir yuvarlak tatlı parasını tercih ettikleri de hayretle müşahede edilmiştir.Sır saklamayı da hiçbir zaman becerememişlerdir.Çünkü en fısıltılı konuşmaları bile 100 metre uzaktaki bir şahsı rahatsız edecek kadar naziktir.
Çocuklukları aynı köyde geçer.Sakın daha sonra ayrıldıklarını düşünmeyin.Onlar hala aynı köyde,aynı okulda,aynı sınıfta hatta aynı sıradalar.Günün 18 saatini birbirlerine bakarak gecirdikleri düşünülürse pek te renkli bir hayat sürdükleri söylenemez.Çocuklukları hep köylülerden duydukları define hikayeleriyle geçmiştir.
Zaman bu,kabında durmaz.Zaman gibi bizim Muzo ve Remo’da kabına sığmaz ve hızla büyürler.Onları mezun ettikten sonra uzun bir dönem ilkokul hocalarından haber alınamadı.En son hocanın,görevini terk ettiği ve trt 2 de işitme engelliler haber bülteninde göreve başladığı tespit edilmiştir.
Liselidirler artık,büyümüşlerdir.Yani anlayacağınız altın dolu küplerin peşine düşme vakti gelmiştir.Muzo ile Remo bir gün sevinçle uyanır.İkisi de rüya görmüştür.İlk fırsatta anlatınca rüyalarını birbirlerine,aynı rüyayı gördüklerini anlarlar! Tahmin edeceğiniz gibi gördükleri rüya,çocukluktan beri duyageldikleri define hikayelerinin bilinçaltı versiyonudur ve ikisi de çil çil altın saymaktadır.Gördükleri rüyayı pek hayra yormazlar.Çünkü define peşinde koşmak gibi hayırsız bir işe kalkışmışlardır artık.
Her şey hazırdır,define işine hazır olmayan kendileri dışında.Herşey dediğimiz dört şeydir aslında.Çünkü tüm hazırlık dört parçadan oluşmaktadır.Kazma,kürek,bulunacak altınların konulacağı çuvallar ve bir adet casio marka kol saati! Ne bir harita, ne bir işaret ne de bir söylenti vardır planlarında.10 dakika sonraya kurulur saatin alarmı ve bakmadan saate yürürler öylesine.Az bir zaman sonra alarm ötmeye Muzo ile Remo da kazmaya başlar.Kazarlar,kazarlar,kazarlar.Enine 7,derinliğine 9 metre kazılmıştır toprak.Olan da toprak altında bile rahat yüzü görmeyen zavallı hayvancıklara olmuştur.Yapılan bu ilk kazının bilançosu korkunçtur.2 köstebek,3 akrep,47 solucan,koskoca bir karınca kolonisi ve daha cinsi tespit edilemeyen birçok canlı aldıkları kazma kürek darbeleriyle hayata veda ederken bir o kadarı da bulundukları topraklardan zorunlu göçe tabi tutulmuştur.
O bölgeden umutlarını kesen define avcıları tekrar alarmı 10 dakika sonraya ayarlayarak koyulurlar yola.Kazıların ve katliamların ardı arkası kesilmez artık.Toprak altını yurt edinmiş ne kadar canlı varsa tası tarağı toplayıp bu iki kafadardan olabildiğince uzaklarda yeni bir yurt bulmak için koyulmuştur yola.Köy civarında savaş mevzilerini andıran 187 çukur açılmış ve o günden sonra çukurlara düşme korkusundan hiçbir hayvan köy sınırlarına girememiştir.Durumdan haberdar edilen Anadolu Ajansı ve İhlas Haber Ajansıgibi önde gelen haber kuruluşları tüm muhabirlerini bölgeyte seferber etmiştir.Yalnız haberciler değil;Orman ve Çevre Bakanlığı ekipleri,Hayvanseverler Derneği üyeleri,Doğayı ve tabiat güzelliklerini koruma derneği de peşlerindedir artık.Hatta yaptıkları tahribat ve telefat nedeniyle tüm dünyada eylemleriyle tanınan Green Peace üyeleri bile Kozluk’a gelmiş ve belediye binasına “Başkan uyuma,köylülerini koruma” yazılı bir pankart asmışlardır.
Tüm ekipler onları arayadursun,Muzo ile Remo nihayet kazdıkları son çukurda madeni paraya benzer bir teneke parçası bulmuşlardır.Üzerinde ise “YOANS”yazmaktadır.Tükenmekte olan umutlarını yeniden diriltecek bir kıvılcımdır bu ve buldukları bu nesneyi hemen ertesi gün alanının uzmanı bir tarihçiye yani Emin Hocaya götürmeye karar verirler.Ancak o gün tüm aramalara rağmen ekipler Muzo ile Remo’yu bulamayınca olay hakkında komplo teorileri üretilmiş terörle mücadele ekipleri teyakkuz haline getirilmiş,piyasadaki dalgalanmalar borsanın çökmesine neden olmuş,mecliste hükümetin düşürülmesi gündeme gelmiş ve olayın araştırılması için meclis tarafından bir komisyon görevlendirilmiştir.
Bütün olup bitenlerden habersiz olan define avcıları ise kuytu bir köşede kazdıkları son çukurun içinde uyuyakalmıştır.Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açan iki kafadar yürüyerek doğruca okulun yolunu tutar.3,5 saatlik bir yürüyüşten sonra kazı için ne kadar açılmış olduklarını anlarlar.Olsun,okula geç kalsalar da ne önemi vardı ki?Belki de buldukları nesnede yazılı olan harfler büyük bir hazinenin şifresiydi.
Teneffüs vaktinde gelirler okula ve doğruca Emin Hocanın yanına koşarlar.Söylediklerinden pek bir şey anlamasa da Emin Hoca meselenin özünü kavramıştır.Acıyarak bakar yüzlerine.Üst başları toprak içindedir.Muzonun kulağında 2 metre aşağı atlarsam ölürmüyüm diye düşünen,Remo’nun boynunda ise gömlekle ense arasında sıkışıp can vermiş birer solucan sallanmaktadır.Durumlarına içerleyen Emin Hoca paraya benzeyen teneke parçasına bakar ve hemen yazıdaki şifreyi çözerek der ki: YOANS. Yani diyor ki,Yazıklar Olsun Aldığınız Nefese Sizin…..
Aldıkları cevapla usulca sınıflarına giderler.Tam da yapacakları yeni kazıların planını yaparken ,habercilerle birlikte tüm ekipler izlerini bulmuş ve okula kadar gelmişlerdir.Gün ortası haberlerine canlı yayın ilebağlantı kurulduğunu gören Hayvanseverler Derneği başkanı Şiraze hanım,her gün bir hiç uğruna kanı dökülen yüzlerce insanı unutup başlamıştır medya şovuna:
-Hiç mi utanmıyorsunuz? Hangi cüretle telef ettiniz onca hayvanı? Sizi utanmazlar,arlanmazlar…
Hakaretlerin dozajı arttıkça Remo öfkelenir ve canlı yayınmış aldırmadan daha doğrusu anlamadan
-“Sensiniz utanmaz.Kahpık! Cahnıme gireceksin,yüzündeki boyağa bak…”tarzında cümlelerle altta kalmamaya çalışmaktadır.
Bu arada haber programına konuk olan komplo teorisyenlerinin sorusunu yöneltir muhabir:
- Efendim kimler için çalışıyorsunuz ve amacınız neydi?
Remo Şiraze Hanımla atışmaya devam ederken Muzo az da olsa işin ciddiyetinin farkına varır ve bir açıklama yapması gerektiğini düşünür.Tüm Türkiye televizyon başına kilitlenmiş,heyecanla Muzo’nun dudağından dökülecek kelimelere odaklanmıştır.Mikrofon Muzo’dadır artık.Tabi ki söz de:
-Wela ene u Remo daha etfalken bize anlatıyorlar,buralarda heryerlerde,nerelerde kazsan ziv u zer çıkıyor sonra biz büyüyor büyüyor,merkep kadar olunca sıatımi kolumuza katıyor,alamırıni kuruyor u yürüyorız.
Muhabir:-Yani çukurlara mayın mı kuruyordunuz, yanlış mı anladım?
Muzo:-Yok yok maymun vurmıyorduk,hepsi mostanik u solcan ölüyordi.Biz kazıyor kumısıni yakınsına koyıyordık,diyordık üzersini kapacatağız birsini bitirtince öbürtekisine başlıyorız.Biz vuruyorız mostanikler çıkıyor kaçıyor hepsi.
Muhabir:-“Kimlerle çatıştınız?Mostanikler de kim,biraz açık konuşur musunuz?
Muzo:-He. Mostanikler bınardde yuva yapıyor.Ma sankim onlar tekti.Bissüri başkalari da vardi.
Muhabir: -Nasıl yani,mostaniklerden başkalarıyla da mı çatıştınız?Elinizde ne tür silahlar vardı?
Muzo: -wela bende repş Remo da kazme vardi. Make bunlar silahtır?
Muhabir: - silahlarınız olduğunu kabul ediyorsunuz yani
Muzo: - yaw ben ne diyor sen beni hep anlamıyor.Ben bir daha senin mifrokonuna konuşmuyor.
Tam bu esnada emniyet birimleri gelir ve iki arkadaş apar topar minibüse alınır.Minibüse bindirilirken Remo dan duyulan son söz “kahpık”olmuştur.Aradan bir hafta geçer.uzun süren soruşturma safhasından sonra olayın gerçek yüzü aydınlığa kavuşur,18 yaşını doldurmadıkları için iki öğrenciye cezai müeyyide uygulanmaz ve öğrenim hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler.
M. Emin SÜTÇÜ